Yazar: Cumbadan Sohbetler

Kuzguncuk'ta bir mahalle kitapçısı. İcadiye Caddesi No:32 Kuzguncuk/Üsküdar

İslamcı Erol Nasıl Çıldırdı?

Usta yazar Nihat Genç yıllar sonra yeni bir kitapla karşımızda! Yazarın verdiği uzun bir aradan sonra yeni kitabı İslamcı Erol Nasıl Çıldırdı? April Yayıncılık etiketiyle raflardaki yerini aldı.

bad38dbe-b16a-494f-82ac-77c743c68692Nihat Genç bu yeni romanıyla toplumun her kesimini kavramakta ve analiz etmekteki becerisini ustalıkla gözler önüne seriyor. Yazar romanında merkeze aldığı kişinin ve kişinin yaşadığı toplumun çelişkilerini, duygu dünyasını ve zihinsel arka planını aynı anda anlatarak aslında birbirine paralel ilerleyen bir gelişimi sergiliyor. Eser günümüzün algı dünyasını kendinde taşıyan okura her sayfasında gittikçe derinleşen bir dünya vaat ediyor.

Kitabın ince görünümü sizi yanıltmasın, elinizde tuttuğunuz kitap içerik açısından son derece zengin ve tatmin edici nitelikte. Manevi bir yolculuğun rotasının nerede ve nasıl yolundan saptığı, yalanlar ve çıkarlar zincirinin doğurduğu şiddet ve islamcı Erol’un nasıl çıldırdığı sorusu bizim kadar yazarın da kafasını kurcalamış belli ki.

Milliyetçi ve muhafazakâr kesimleri iyi tanıyan ve başarılı bir şekilde analiz eden Nihat Genç 171 sayfalık bu kısa fakat damıtılmış hikayede hem okuru günümüz Türkiye’sine ve dünyasına kendi perspektifinden de bakmaya davet ediyor, hem de okura nitelikli bir okuma keyfi sağlıyor. Nihat Genç’in April Yayınları’ndan İslamcı Erol Nasıl Çıldırdı? adlı romanını Nail Kitabevi raflarında bulabilirsiniz. Kaçırmamanızı öneririz.

Keyifli okumalar…

Boğaz’ın Yaramaz Çocuğu: Kuzguncuk

Boğaz tarafında Üsküdar’ı biraz geçtiniz mi sağınızda akmaya başlayan manzara da birden değişiverir. Önce taa Timur’dan kalma fil ambarlarının yıkıntılarını görürsünüz, sonra şimdilerde Devlet Tiyatrosu’nun hizmetine sunulmuş olan Tekel Deposu çıkar karşınıza. Biraz daha ilerlediğinizde kendinizi yeşilin maviye kavuştuğu Fethi Paşa Korusu’nun önünde bulursunuz. Biraz daha ilerlediğinizde solda denize açılan küçük bir aralık görürsünüz. Bu açıklığın hemen karşısında uzanan cadde İcadiye Caddesi’dir. Mahallenin adı ise Kuzguncuk…

Aslında buraya bir mahalleden çok şehrin içine sıkışıp kalmış, unutulmuş, korunmuş bir köy demek daha doğru olur. Gerçekten de yetmişiki milletten insanın kol kola yaşadığı, herkesin birbirini tanıdığı, ahşap binalarının hala dimdik ayakta olduğu bir küçük köydür Kuzguncuk. Bir zamanlar Berber Muzaffer’in dükkanı olan mahallenin buluşma noktasında bugün Nail Kitabevi bulunmaktadır ve mahalleli bu binada yine bir araya gelir kitaplar sayesinde.

Unutmamak gerekir ki bir mahalleyi yine en iyi mahalleliler anlatır. Bu yüzden Kuzguncuk’u tanımak isteyenlerin gözü kapalı güvenebileceği bir kaynak vardır: Cengiz Bektaş’ın Kuzguncuk kitabı. Türklerin, Ermenilerin, Rumların ve Yahudilerin iç içe, dostluk ile yaşadıkları bu mahallenin sözlü tarihini yazıya dökmüştür Cengiz Bektaş Kuzguncuk kitabı ile Neler yoktur ki içinde! Kuzguncuk’un milattan önceki yıllara dayanan efsanesi, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki hali, bir hoşgörü timsali gibi iç içe geçmiş camileri, kiliseleri, sinagogları… Her biri yaşayan birer müze olan eski Kuzguncuk evleri… Üstelik kitapta bu evlerin kabataslak krokilerine kadar birçok bilgiye ulaşmak da mümkün!  Fakat bu güzelim evler her ne kadar birer müzeye benzese de içleri yaşamla tıka basa doludur. Bir kültürdür Kuzguncuklu olmak! Kimi burada doğmuştur, kimi çeşitli sebeplerle göçmek zorunda kalmış fakat kalbini burada bırakmıştır, kimi sonradan gelmesine rağmen gönlünü bu güzel yere kaptırmıştır ama eninde sonunda hepsi Kuzguncukludur burada yaşayanların.

Cengiz Bektaş’ın sözlü tarihi yazıya geçiren bu önemli eseri sayesinde göçenlerin ve kalanların hikayesini kendilerinden; Toto Bey’den, Victoria Hanım’dan, Ahmet Bey’den, Nadide Hanım’dan ya da Madam Clara’dan dinleyebilirsiniz. Birçok televizyon dizisine de ev sahipliği yapan, sokakları dostluk kokan bu güzel semti onların gözünden izleyebilirsiniz. Ya da ismini dönemin ünlü televizyon dizisi Perihan Abla’dan alan Perihan Abla Sokak’tan Kuzguncuk Bostanı’na, Bereketli Sokak’tan Simitçi Tahir Aralığı’na uzanan bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

Sözün özü Boğaz’ın bu hınzır çocuğu Kuzguncuk’u bir de Cengiz Bektaş’tan dinlemeli, bir de onun rehberliğinde izlemelisiniz! Cengiz Bektaş’ın muazzam eseri Kuzguncuk’u Nail Kitabevi raflarında bulabilirsiniz.

Kuzguncuk

Cengiz Bektaş

Literatür Yayınları

20TL

Mavi- Yeşil Küre: Dünyamız

Her ne kadar çoğu kere siyasi sınırları ile algılansa ve mevcut sorunları ülkeler üzerinden değerlendirse de dünyamız aslında maviyle yeşilin birbirine karıştığı bir küreden ibaret ve ırkımız, milliyetimiz, uyruğumuz ne olursa olsun hepimizin ev sahibi aynı zamanda. Peki biz bu güzel gezegende aslında geçici bir süre için bulunan misafirler olduğumuzun ne derece farkındayız? Dahası bunu çocuklarımıza ne ölçüde öğretebiliyoruz?

Tudem Yayınları tarafından yayınlanan Dünya Önemlidir çocuklarımıza gezegenimizi tanıtırken rahatlıkla başvurabileceğimiz bir ekoloji ansiklopedisi. David De Rothschild’in danışman editörlüğünde hazırlanan bu ansiklopedide yok yok adeta! Evrenin tanımıyla başlayan kitapta dünya yüzünden yaşamın başladığı günden bu güne ardımızda bıraktığımız karbon izimiz, küresel ısınma ve sürdürülebilir yaşama ilişkin verdiği bilgilerle güzel bir giriş yapıyor. Akabinde de kutup bölgeleri ile başlayıp ılıman ormanlardan çöllere, otlaklardan dağlara kadar birçok coğrafi oluşum hakkında çocukları hakkıyla bilinçlendiriyor bu başarılı ansiklopedi. Fakat sadece çocuklar dediğimize bakmayın, yetişkinlerin de bu ansiklopedide yer alan birçok bilgiye vakıf olmadığına eminiz. Bu yüzden bu kitabı çocuğunuza okurken sadece ona değil, kendi bilgi hazinenize de yepyeni şeyler eklemiş olacaksınız!

Tamamı kuşe kağıda ve renkli olarak basılan ansiklopedide işlenen tüm konular aynı zamanda birbirinden güzel fotoğraflarla desteklenmiş ve çocukların ilgisini çok daha kolay çekecek bir içerik oluşturulmuş. Sayfalara eklenen minik notlarla beraber ortaya meraklı çocukların başından kalkamayacağı bir kitap çıkmış. Dünya Önemlidir’in söylemine uygun bir biçimde tamamen geri dönüştürülebilir ve ekolojik malzemeler ve yöntemlerle üretilmiş olması da bir diğer artısı. Uzun lafın kısası; çocukların eğlenirken öğrenmesini sağlayacak, iyi düşünülmüş ve iyi tasarlanmış bir kitap Dünya Önemlidir. Sadece çocukların değil, siz yetişkinlerin de kolay kolay başından kalkamayacağına eminiz! Bu güzel kitabı Nail Kitabevi raflarında bulabilirsiniz.

Dünya Önemlidir

Tudem Yayınları

60 TL

Sonbahar Kitaplığımız

Sonbahar olanca serinliği, loşluğu ve melankolisiyle geldi kapıya çattı. Bizler de daha çok evde oturur, daha çok çay kahve tüketir ve kitaplarımızın başında daha çok vakit geçirir olduk. Gerçekten de sonbaharın bir okuma mevsimi olduğunu söylesek yalan olmaz. Hal böyle olunca sonbahara en çok yakıştırdığımız kitapları sizin için listeleyelim dedik.

Çocukluğun Soğuk Geceleri- Tezer Özlü

Türk edebiyatının melankolik kalemidir Tezer Özlü. Sırf yaşamakla bitmeyen, sürekli olarak geri dönülen, hatta kimi zaman içinden çıkmanın mümkün olmadığı bir çocukluğun derin kuyusu anlatılır bu incecik kitapta.

Leyla Erbil – Mektup Aşkları

İnsanı aşk, yalnızlık, dostluk gibi konularda düşünmeye sevk eden bu kitap Türk edebiyatının yüz akı olmuş kadınlarından biri olan Leyla Erbil’in yazılmasından uzun yıllar sonra dahi öncü nitelikler taşıyan eseridir. Bunun yanı sıra unutmamak gerek ki mektuplaşmak da en az sonbahar kadar melankolik bir şeydir.

Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan

Tekdüze bir hayatın bir numaralı temsilcisidir Anayurt Oteli’nin katibi Zebercet. Anayurt Oteli de sonbahar gibi hüzünlü, sonbahar kadar kasvetli bir yerdir. Birçoğumuz Yusuf Atılgan’ı Aylak Adam adlı kitabıyla tanısak da Anayurt Oteli’ni de es geçmemek gerekir.

Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’nin çok satanlar rafından inmeyen başyapıtı Kürk Mantolu Madonna aslında bu listedeki diğer kitaplar gibi her mevsim okunabilecek bir kitap. Fakat Kürk Mantolu Madonna’nın da sonbahara çok yakıştığını inkar etmek olmaz. Raif ile Maria Puder’in aşkı da sonbaharı akıllara getirecek kadar kırık bir hikayedir üstelik.

Kara Kitap – Orhan Pamuk

Türkiye’nin tek Nobel ödüllü yazarı Orhan Pamuk’un imzası niteliğindedir Kara Kitap. Galip’in ortadan kaybolan karısı Rüya ve amcasının oğlu Celal Salik’in peşinde geçen hikayesi insana polisiye bir tat verse de salt bir polisiye roman olmanın çok ötesindedir. Gerçekçi bir roman okumak niyetiyle kitabın başına oturanları sarsar Kara Kitap, sırf bu yönüyle dahi okumaya değer.

Bu listeye dahil olsun ya da olmasın, umarız sizler de bu sonbaharda eskisinden daha çok okuduğunuzu fark eder ve bizimle birlikte kütüphanenizi genişletirsiniz. Bu listede yer verdiğimiz kitapları Nail Kitabevi raflarında bulabilirsiniz. İyi okumalar dileriz.

FİLİN YOLCULUĞU

Dünyaca ünlü yazar Jose Saramago’nun Filin Yolculuğu adlı kitabı Lizbon’dan Viyana’ya doğru yola çıkan bir fil ve onun yoksul bakıcısı Subhro’nun hikayesini anlatır. Filin adı Süleyman’dır ve 16. yüzyılda Portekiz Kralı tarafından Roma-Germen İmparatoru’na hediye olarak gönderir Süleyman’ı. Böylelikle Süleyman ve Subhro yanlarında Portekiz Kralı’nın korumaları ve ırgatlarıyla bu garip yolculuklarına başlarlar. Portekiz’i, İtalya’yı ve Alpler’i geçerlerken hayatlarında ilk kez bir fil ve bir Hintli gören köylüleri de şaşırtmaktan geri durmazlar. Değme dostluklar Süleyman ile Subhro arasındaki dostluğun eline su dökemez. Bu iki varlık adeta birbirinin can yoldaşı, dostu, hatta birer yansımasıdır. Aynı zamanda Saramago’nun son eseri olan Filin Yolculuğu yazarın hastalık evresi sırasında kaleme alınmıştır.

Saramago’nun bu ölümsüz eseri Joao Amaral’ın hayal gücüyle birleşince ortaya Filin Yolculuğu’nun çizgi roman uyarlaması çıkmış. Saramago’nun da yayıncısı olan Kırmızı Kedi etiketiyle çıkan Joana Amaral imzalı Filin Yolculuğu Süleyman ve Subhro’nun yolculuk rotasını gösteren bir harita ile açılıyor. Akabinde okurunu bir anda içine alan çizimler ve renklendirmeler Amaral’ın yeteneğini ortaya koyan cinsten. Sayfaların arasında birden ortaya çıkan anlatıcı rolündeki Saramago’nun ise yüreğinizi hoplatacağı muhakkak.

Çizgi romanların bir diğer önemli unsuru da baskı kalitesi elbette. Kırmızı Kedi Yayınevi’nin bu konuda başarılı bir iş çıkardığını söylemek gerek. Kuşe kağıda basılmış Filin Yolculuğu. Renklerin kendini gösterme imkanı bulduğu baskıda kitabın kapak uygulamasını ve grafik işlerini yapan Serap Bertay incelikli ve temiz bir çalışma sergilemiş. Uzun sözün kısası Filin Yolculuğu edebiyat tutkunları ile çizgi roman tutkunlarını aynı çatı altında buluşturacak, nitelikli bir eser. Özellikle çizgi roman okumayı seven bir okursanız Filin Yolculuğu’nu kaçırmamanızı öneririz. Filin Yolculuğu’nu Nail Kitabevi raflarında bulabilirsiniz. Keyifli okumalar!

Filin Yolculuğu

Jose Saramago’nun romanından uyarlayan: Joana Amaral

Çeviren: İpek Gürsoy Kutluyüksel

Kırmızı Kedi Yayınevi, Ekim 2015

128 sayfa

25 TL

11 Maddede Küçük Prens’in Yaratıcısı Antoine de Saint-Exupéry

Küçük Prens 7’den 77’ye tüm dünyanın sevgilisi haline gelmişken birçoğumuz onun ardındaki yaratıcı aklı tanımıyoruz aslında. Daha 44 yaşındayken hayata gözlerini yuman, Küçük Prens’in babası Antoine de Saint-Exupéry kimdi gerçekte? Siz de bizim gibi merak ediyorsanız böyle buyurun:

  1. 29 Haziran 1900’de Fransa’nın Lyon kentinde doğmuştu Saint-Exupéry. Varlıklı bir ailenin içine doğmuştur. Fakat daha dört yaşındayken babasını kaybeder ve aile için yoksulluk günleri de başlar böylece.
  2. Anneleri kültürlü ve aydın bir kadındır. Küçük Antoine’in ilk öğretmeni de annesi olur. Fakat Antoine derslerinde başarılı değildi, sürekli ceza alıyordu. Ve 12 yaşına geldiğinde uçakları keşfetti.
  3. Evlerinin yanındaki uçak alanına gizlice girip uçakları yakından izlerdi. 12 yaşındayken bir pilot onu uçağına aldı ve böylelikle Saint-Exupéry ilk uçuşunu gerçekleştirdi.
  4. Liseyi bitirdiğinde pilot olmayı çok istemesine rağmen çok sevdiği annesini kıramadı ve denizcilik okuluna kaydoldu. 19 yaşında ise mimarlık fakültesine girdi. Henüz 21 yaşındayken askere alındı.
  5. Askerlik görevini Fransız Hava Kuvvetleri’nde teknisyen olarak yaptı. Sonrasında hayallerini gerçekleştirip Strasbourg kentinde pilotluk eğitimi aldı. Askerliğin ardından ailesinin isteğiyle Paris’te bir ofiste kamyon satıcısı olarak çalışmaya başladı.
  6. 1926 yılı Saint-Exupéry’nin hayatında dönüm noktası oldu. Tekrar uçmaya başlamıştı. Posta servisi yapan bir uçağın pilotu olarak göreve başladı. Bu sırada ilk kitabı Güney Postası’nı da bitirdi.  Bu kitapta ilk uçuş deneyimlerini anlatıyordu.
  7. Ardından aynı şirketin Arjantin bölgesi sorumlusu olarak atandı. Gece Uçuşu adlı kitabında Arjantin’deki yaşantısını konu aldı.
  8. 35 yaşındayken uçağı arıza yaptı ve Tunus’ta çöle zorunlu iniş yaptı. Ardından çölde kayboldu. Dört gün süren zorlu çöl macerası sonucunda bedeviler tarafından bulundu.
  9. İkinci Dünya Savaşı sırasında sağlık durumunun uygun bulunmamasına rağmen tekrar askere yazıldı. Fransa bu savaştan yenik çıkınca Saint-Exupéry New York’a gitmeye karar verdi. Buradayken Dünya ve İnsanlar ve Savaş Pilotu adlı kitaplarını kaleme aldı. Bu iki kitap da New York’ta çok sevildi.
  10. Onu tüm dünyaya tanıtan büyük eseri Küçük Prens’i de bu yıllarda kaleme aldı. Fakat ülkesinin işgal altında oluşu yazarı çok mutsuz ediyordu. Bu yüzden Amerikan ordusuna katılıp yüzbaşı rütbesiyle Kuzey Afrika’ya gitti. Görevi Alman ordularının hareketlerini havadan izlemekti.
  11. Takvimler 31 Temmuz 1944’ü gösterdiğinde uçağı vuruldu ve Marsilya açıklarında denize düştü. Böylelikle İkinci Dünya Savaşı milyonlarca başka insanla beraber büyük yazar Antoine de Saint-Exupéry’yi aramızdan aldı. Yazarın sevgili uçağının enkazı ancak 2000 yılında balıkçılar tarafından bulunabildi.

Önyargı Atlası

Öyle ya da böyle hepimizin birtakım önyargıları olduğu kesin. Bu önyargılar kültürden kültüre farklılık gösterebiliyor. Örneğin bazı beyaz derili Amerikalılar hâlâ Afrika asıllı Amerikalıların azılı birer suç makinesi olduğuna inanıyor, tıpkı bazı kimselerin ülkeleri dışında yaşayan ve çalışan yabancı uyruklu ya da trans kadınları otomatikman birer seks işçisi olarak görmesi gibi.

_MG_9590Her ne kadar hiçbirimiz bu önyargılarla doğmuyorsak da çocukluğumuzdan başlayarak çevremizin de manipülasyonuyla bu önyargıların birçoğunu ediniyor ve bizim dışımızdaki dünyayı bu önyargıların perdesi ardından görmeye başlıyoruz. Peki çevremiz bizi ve birbirlerini kendi önyargılarının ardından nasıl görüyor?  Bu sorular yalnızca bizim değil, Yanko Tsvetkov’un da aklını kurcalamış olacak ki kendini bir süre tümüyle önyargılarla uğraşmaya vermiş ve bütün bu çabasının karşılığında da ortaya raflarımızı süslemeye hazırlanan Önyargı Atlası çıkmış. Peki nedir Önyargı Atlası ve neden bildiğimiz tüm atlaslardan farklıdır?

Aslına bakarsanız önyargıların tarihi neredeyse insanlığın tarihi kadar eski. Öyle ki Aristo’nun (ki kendisi mantık biliminin babası olarak tanınırdı) kadınların ağzındaki diş sayısının erkeklerinkinden az olduğuna inandığını, üstüne üstlük bu önyargısından fazlasıyla emin olduğundan iki kez evlenmiş olmasına rağmen asla eşlerinin ağzının içine bakmaya zahmet etmediğini duymak sizi bir hayli güldürecektir. Fakat Yanko Tsvetkov bununla yetinmiyor ve önyargılarımızın peşinde ilkel insana kadar gitmekten çekinmiyor. İlk insan önyargılarını temellerken kendini merkeze alırken milletler oluştukça önyargılar da millileşiyor, yetmezmiş gibi ırklara ve milletlere göre de çeşitleniyor. Önyargı Atlası sizi geçmişten günümüze insanoğlunun önyargılarını her birinin kendi penceresinden göreceğiniz eğlenceli bir yolculuğa davet ediyor.

Özellikle ironik üslubuyla öne çıkan Önyargı Atlası sizi şaşırtacak, gülümsetecek ve en önemlisi derine gömülmüş önyargılarınızı su yüzüne çıkararak onlarla yüzleşmenizi sağlayacak! Önyargı Atlası raflarımızda yerini aldı bile, sizleri bekliyor! Önyargı Atlası’na Nail Kitabevi’nden ve diğer kitabevleri ve kitap satış sitelerinden ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar!

Önyargı Atlası

Yanko Tsvetkov

Çeviren: Şeyda Öztürk

Nail Kitabevi – Ekim 2015